Atatürk ve dil devrimi

Mayıs 8, 2010 | Kategori: Tarihten



bayrakATATÜRK VE DİL DEVRİMİbayrak


atatürk

Atatürk bizi, milliyetimize ve Türk ulusal
bilincine sahip kılarken bir taraftan da "Türk Ulusal Dili" üzerinde
çalışıyor ve dil devrimini gerçekleştiriyordu. Osmanlı devrinde cahil ile
okumuş; devlet adamı ile halk, birbirleriyle konuşup anlaşma olanağını hemen
hemen yitirmişlerdi. Arabî ve Farisî deyimler arasında Türkçe, neredeyse
silinip gidiyordu. Bütün bu karmaşıklığa son veren Atatürk olmuştur.

Dil devrimi, gerçekte milliyetçilik devriminin bir bakıma tamamlayıcısı
olmuştur. Yeni harflerin kabulünden sonra ilk 10 yıl içinde dilimizdeki
"özleşme" "arındırma" ve "gelişme" hızlanmıştır. Zira yeni yazı bizi Arapça
ve Farsça sözlerden uzaklaştırıp, Türkçe konuşup yazmaya zorlamıştır.

Bilindiği gibi her ulusun bir dili vardır
ve bu dilin de bir fonetiği, yani gırtlaktan çıkan ses yapısı mevcuttur.
Konuşulan dil; o dile uygun bir fonetikle yazılamadığı takdirde o dil, dil
olmaktan çıkar. Nitekim Türkçe’de gırtlaktan çıkan sesli ve sessiz harfler
bellidir. Eski yazı dediğimiz Arap Alfabesi ise Türk insanının gırtlağından
çıkan ses yapısına kesinlikle uymamaktadır.

Bu açıklamadan da kolayca anlaşıldığı gibi
Arap Alfabesindeki harflerle Türkçe bir sözü yazmak dilcilik tekniği
bakımından mümkün değildir. Bu böyle olduğu gibi, İngiliz, Fransız ya da Rus
alfabesindeki harflerle Türkçenin veya bir başka dilin yazılması da mümkün
değildir.

Bu durumu herkesten önce gören Atatürk,
Türk dilinin yazılışına uygun olan sesli ve sessiz harfleri bilimsel metodla
bir araya getirerek konuşma fonetiğimize uygun bir yazı (alfabe) fonetiğini
de bize kazandırmış oldu. Böylece, dilimiz bacımsızlığa erişmiş; Arapça,
Farsça kelimeler kendiliğinden ayıklanmaya başlanmıştır.

Dil devriminin içinde yalnızca harf
sorununun çözümlenmesi ile yetinilmemiş, aynı zamanda terminoloji dediğimiz,
bilim adamları tarafından konulmuş, insanlığın müşterek malı olan uygarlığın
her bir uzmanlık ve bu uzmanlıkların belli bölümlerinin anlatımında
kullanılan sözcükler ve deyimlerde de devrim yapılmıştır.

Örneğin; diplomatların, tabiplerin,
teknisyenlerin, kimyacıların, matematikçilerin uzmanlık dallan ile ilgili
ayrı ayrı terminolojileri vardır. Türkçe karşılıkları bulunamayan bu gibi
deyimlerin, uluslararasında kullanılanları kabul edilmiştir.

Cumhuriyete kadar, Arap kültürü etkisiyle,
Arap dili ve grameri ile türetilmiş uzmanlık terminolojileri (ıstılâhları)’nı
kullanıyorduk. Büyük Atatürk, batılılaşma yolunda, batı terminolojilerini
millileştirmeyi de dikkate alarak dilimize kazandırmış, böylece batı
bilimine kolaylıkla ayak uydurmak ve batı uygarlığına yetişmek için,
ulusumuza büyük bir atılım hızı kazandırmıştır.

Terminoloji devrimi, dil devrimimizin bir
bölümünü teşkil eder. Terminoloji denilen o uzmanlık deyimlerini bilenler,
yabancı dille de konuştuklarında kendi meslektaşlarıyla kolayca anlaşırlar.
Başka dillerle yazılmış mesleki eserleri kalayca anlarlar. Uluslararası
terminolojilerin kullanılması ulusal dilimize zarar vermez. Ancak, bu konuda
ölçülü davranmak da şarttır. Kendi dilimizde karşılığı bulunan ve kullanılan
bir deyim varken, uluslararası bir terminolojidir diye gereksiz yere
dilimize yabancı kelimeleri doldurmaktan da sakınmalıdır.

Bu arada şunu da belirtmeliyim ki, Ruslar,
kendi "kril" alfabelerini bütün azınlıklarına özellikle Türk asıllı olan
uyruklarına zorla kabul ettirerek tam bir asimilasyon (benzeşme)
politikasını bu yoldan uygulamışlardır. Rus harfleri ile Türkçe bir kelimeyi
tam aksanı (söylenişi ile yazmaya, konuşmaya olanak yoktur. Ruslar bu yolla
orta Asya Türk dillerini bozmuşlardır. Çin alfabesi ile Türk kelimesini
yazmak nasıl mümkün değilse, bir İngiliz ya da Alman fonetiği ve alfabesi
ile Türkçe’yi ifade etmek de mümkün değildir.

Dil devrimi harf devrimi ile bir arada
görülmeli ve biri, diğerinin tamamlayıcısı olduğu bilinmelidir. Ulusal dil
bu şekilde yaratılır. Atatürk’ün, bu devrimi ile ne kadar büyük bir iş
yapmış olduğunu giderek daha iyi anlayabiliyoruz.



DİL DEVRİMİNİN AMACI

atatürk

  1. Özleşme: (Gittikçe öz haline getirme),
  2. Geliştirme ve arındırma (Dilimize yeni girecek sözlere
    Türkçe karşılık bulmak ve kullanılan yabancı kelimelerin yerine
    öztürkçelerini yerleştirmektir).
  3. Sadeleştirme gibi genel amaçları vardır.

Atatürk’ün yaptığı dil devriminin sonunda
işte hepimiz birbirimizle rahatça konuşup anlaşabiliyoruz. Bir başbakanın
sözünü bir köylü ve bir profesörün dersini genç bir çocuk anlayabiliyor.
Türk Ulusu, Atatürk’den sonra böylece birbiriyle konuşur ve anlaşır hale
gelmiştir.

O halde tarihimize, dilimize ve
milliyetimize sahip çıkmak ve bunların üzerine titretmek, gelişmelerine
yardıma olarak çalışmak, Atatürk ilkelerine sahip olmanın bir anlamını
taşır.

Bu konuda dikkat edilecek husus; kültürel
ilişkilerimizi devam ettirmek durumunda bulunduğumuz, siyasi sınırlarımız
dışındaki büyük Türk kütleleriyle anlaşabileceğimiz bir dil yapısına
kavuşmaktır. Aksi takdirde, TRT’nin Türkiye’nin Sesi Radyosundan dünyaya
Türkçe seslenen spikerini kim anlayacaktır? Anlaşılabilir bir dil
kullanılmadıkça bu kültürel bağ nasıl korunacaktır. Kanımca bu hususa özen
göstermekte yarar ve zorunluluk vardır.

Dil devrimi, ulusal bir kültürün gelişmesi
için, ulusal bir dilin yeniden canlandırılması prensibine dayanır. Atatürk,
Türk ulusunu ulusalcılığa ve ulusal bilince sahip kılarken, ulusalcılığa ve
ulus olabilme faktörlerinden en önemlisini oluşturan "ulusal Türk dili"
üzerinde bizzat çalışmalar yapmaya başlamıştı.

Osmanlı döneminde ve hatta İslâmiyet
sonrası Türklük dünyasında Türk dili büyük sarsıntılar geçirmiştir. Oysa ki,
Türk ulusunun yer küresi üzerinde yaşadığından bu yana bağımsız bir sözlü
edebiyatı, dili ve Orhun Kitabelerinden örendiğimize göre de V. ve V.
yüzyıldan itibaren de yazılı bir edebiyatı olmuştur. Bu gerçeğe rağmen,
Atatürk dil devrimini yaptığı yıllara kadar Türk ulusu bir bütün olarak
birbirleriyle konuşup anlaşabilme olanağını yitirmiş bulunuyordu-
Okumuş-cahil ile, yönetici-halk arasında, dil birliği tamamen yok olmaya yüz
tutmuştu.

atatürk

Dil devrimi, gerçekte ulusçuluk ilkesinin
tamamlayıcı bir unsuru olmuş ve halkın konuştuğu dili esas aldığından dolayı
da Halkçılık ilkesine hizmet etmiştir. Atatürk diyor ki:

"ulusal duygu ile dil arasındaki bağ, çok
kuvvelidir. Dilin ulusal ve zengin olması, ulusal duyguların gelişmesinde
başlıca etkendir. Ülkesini, bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti,
dilini ve yabancı boyunduruğundan kurtarmalıdır."

"ulusalcılığın çok belli niteliklerinden
biri dildir. Türk ulusundanım diyen insan, her şeyden evvel ve mutlaka
Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluluğuna
bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz …"

"Türk milletinin milli dili ve milli
benliği, bütün hayatına hakim ve esas kalacaktır…"



DİL DEVRİMİNİN GERÇEKLEŞTİRİLMESİ

Dil devriminin Atatürk’ün görüşündeki
yerini tespit edebilmek için, kendisinin bu konudaki düşüncelerini ele
alacağız. Diyor ki:

"…Millet dil, kültür ve ülke ile
birbirine bağlı vatandaşların teşkil ettiği bir toplumdur."
Atatürk, dil bağını, ulus olabilmenin ilk şartları arasında görmüştür.
Gerçekten de bu devrim, ulusal bir kültürün yaratılabilmesi için ulusal bir
dilin yeniden canlandırılması amacına yöneliktir.

Çünkü, ulusal birliğin ilk unsuru kültür
birliğidir. Halkla aydını birbirine yaklaştıran en etkili araç hiç kuşkusuz,
her iki zümrenin kolaylıkla anlaşabilecekleri sade bir dildir. Atatürk 1932
yılında:

"Türk dilinin, kendi benliğine, aslındaki
güzellik ve zenginliğine kavuşması için bütün devlet teşkilatımızın,
dikkatli, ilgili olmasını isteriz" (Söylev ve Demeçler, C. I, 5. 311)

demiş ve bu amaçla da 1932 yılında "Türk
Dilini Tetkik Cemiyeti"ni kurmuştur. Bu cemiyet aynı yıl içinde "Türk Dil
Kurumu" ismiyle çalışmalarını Atatürk’ün yakın gözetimi altında
sürdürmüştür).

Dil Kurumu, 1937 yılına kadar çok verimli
bir çalışma göstermiş ve bilimsel terimlerin önemli kısmı özleştirme ve
arındırma sonucu olarak temiz bir Türkçe’ye dönüştürülmüştür. Ancak,
Atatürk’ün ölümünden sonra, Dil Kurumunun aynı doğrultuda çalıştığını
kanıtlayacak tutamaklardan oldukça yoksun kalındığını söylemek, insafsızlık
olmayacaktır.

Atatürk, Dil ve Tarih Kurumlarının daha
sonraki çalışma dönemleri için şu tarihi direktifi vermiş ve işi, bu iki
kurumun inisiyatifine terk etmiştir:

"Türk Dil Kurumu çalışmalarına sonuna dek
katılacak değilim. Tarih Kurumunun kuruluşunu izleyen yıllarda, tarih
üzerine arkadaşları teşvik için beraber çalıştım; sonucunda bu kurum
teşkilâtlandıktan ve çalışmalarına hız verdikten sonra, Tarih Kurumunun
çalışmalarına karışmıyorum. Kurum üyeleri bildikleri gibi akademik
çalışmalarına devam ediyorlar.

Dil Kurumu çalışmalarına da ilgim böyle
olacaktır. Dil bilginlerinin uzmanların akademik çalışmalarına
karışmayacağım. Sizin de -toplantıdaki Dil Kurumu Merkez Kurulu Üyelerine
hitaben- çalışmalarınızı bilimin son verilerine uydurmanız gerekir." (1937)

Atatürk tarafından başlatılan dilcilik
çalışmaları, O’nun gösterdiği yönde geliştikçe hiç kuşkusuz hedefine
ulaşacak, aksi halde, yazı dili ile konuşma dili ve halkla aydın dili
arasında gene kopukluklar olacaktır. Tarihten ders almak bu konudaki sorunun
çözümü için en geçerli bir metottur.

Ana dilin, asıl kaynaklarına dönüş
zorunluluğunu Batı’da ilk kez ortaya atan Roma filozofu Çiçeron’dur. Doğuda
da dil ve kültür emperyalizmine ilk kez karşı koyanlar, Türk dilini taş
anıtlar üzerine işleyerek, düşmana karşı koruyan ve sonsuzlaştıranlar,
Göktürk Hakanları; Kül Tegin, Bilge Kağan ve Tonyukuk olmuştur. Anadolu’da
Türk dilini Farsça’ya karşı savunan ve koruyan Karamanoğlu Mehmet Bey (1277)
Selçuk Türk’ünün ilk dil devrimcisidir Dil devrimi bir ulusun kendi
kaynaklarını canıma, kendi asıl ana varlığına ve özüne sahip çıkma
davasıdır. Atatürk de bunu istemiştir.

Türk dil devriminin, Atatürk’ün gösterdiği
hedefe daha etken ve daha erken ulaşabilmesi için, Türk Kültür, Dil ve Tarih
Yüksek Kurumu ile yine Atatürk tarafından kurulan ve çalışma amacı ve
dilcilik konusu yönünden aynı sorumluluğu taşıyan Dil ve Tarih Coğrafya
Fakültesinin çok sıkı bir işbirliği halinde çalışmasında zorunluluk vardır.
Bu gün için böyle bir işbirliğinin etkili biçimde sürdürüldüğüne ait
elimizde doyurucu ve yeterli belgeler mevcut değildir.

Türk dilinin istenilen amaç doğrultusunda
gelişmesi, oluşması, benliğini bulup daha da zenginleşmesi için; tarih
bilincine dayalı, yaşayan Türkçe ve lehçelerine saygılı bir sözcük üretimine
Türk Dil Kurumunun ve konuyla ilgili üniversitelerimizin hep birlikte
başarılı çalışmalar yaparak, az zamanda dil sorunumuzun, Atatürkçü düşünce
içerisinde çözüme bağlanmasını beklemekteyiz.

atatürk

Bu gün dünya üzerinde çeşitli Türk
lehçeleriyle konuşan 200 milyon Türk vardır. Bunun yaklaşık 70 milyonu
anavatanda yaşamaktadır. Dilcilikle uğraşan kurum ve kuruluşların üzerinde
durmalarında fayda görülen çok önemli bir sorun da, Türk dilinin
özleştirilmesi, geliştirilmesi ve arıtılması konusu üzerinde çalışmalarını
sürdürürken, dünya Türklüğünün müşterek bir dil çizgisine
yakınlaştırılmasını göz önünde tutmaları faydalıdır. Türkiye Radyolarının
elektro manyetik dalgalarının uzandığı coğrafî alan içinde yaşayan
milyonlarca Türk, Anadolu Türklüğü ile kültür birliğini ancak bu yolla devam
ettirebilir, dış Türkler de ancak bu yol ile anavatan Türklüğünün düşünce
potasında kalabilir.

Atatürk Dil devrimini yaparken bu
çalışmalarını Türk Tarih Devrimi diyebileceğimiz ve birbirinden ayrılması
mümkün olmayan diğer önemli bir konuyla beraber yürütmüştür. Ayrıca, Türk
dilini yabancı boyunduruğundan kurtarmak için, "Harf devrimini" dil
devriminin ayrılmaz bir parçası olarak görmüştür. O halde, dil, tarih ve
harf devrimleri, Türk ulusunun ulusal benliğe ve bilince ulaşmasının birer
aracı olarak kültürel yaşantımızda; üzerindeki çalışmalarımızı ve bu konuda
kazanılan değerlerimizi her gün daha da etkili bir biçimde devam ettirmek,
Atatürkçü bir düşüncenin savunulması olacaktır.

Eski yazının hasretini duyanlar, dil
üzerindeki çalışmaları kasıtlı olarak baltalamaya çalışanların, aynı zamanda
milliyetçi olmaları mümkün değildir.



Paylaş |   


Benzer Konular
atatürkün harf devrimi
atatürkün kıyafet devrimi
Atatürk’ün türk tarihi ile ilgili çalışmaları
Atatürk ile Rum garson
ATATÜRKÜN DEVRİMLERİ
19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramınızı Kutlarız
Atatürk’ün anıları
Atatürk ilkesi Milliyetçilik
Che ile Fidel Castro arasında geçen diyalog
Atatürk ilkesi Devrimcilik
Atatürk’ün Ankara’ya Gelişi
Atatürk ilkesi Halkçılık
“10 Kasım Atatürk’ü Anma Günü”
Atatürk ilkesi Cumhuriyetçilik
Hukuk sisteminin laikleştirilmesi
23 Nisan Kutlu Olsun
ATATÜRK’ÜN GENÇLİĞE HİTABESİ

Atatürk ve dil devrimi
Konusunda 1 Yorum Yapılmış

Avatar

isimsiz

02 Nisan 2011 Saat 13:41

güzell saolun

Yorum Yapın