<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>sohbet sayfası, çet sitesi, çet sohbet odaları, bedava çet, çetleş, çetleşme, cetlesme, çetleşmek, çetleşme siteleri, çetleşme odası - Sohbetbaz.Net &#187; SAĞLIK KÖŞESİ</title>
	<atom:link href="http://www.sohbetbaz.net/category/saglik-kosesi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sohbetbaz.net</link>
	<description>Sohbetbaz.Net - sohbet sayfası, çet sitesi, çet sohbet odaları, bedava çet, çetleş, çetleşme, cetlesme, çetleşmek, çetleşme siteleri, çetleşme odası - imkanı sağlanmaktadır.</description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Jul 2010 08:58:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Bahar Yorgunluğu</title>
		<link>http://www.sohbetbaz.net/bahar-yorgunlugu-790.html</link>
		<comments>http://www.sohbetbaz.net/bahar-yorgunlugu-790.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Apr 2010 21:58:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>birgul</dc:creator>
				<category><![CDATA[SAĞLIK KÖŞESİ]]></category>
		<category><![CDATA[Bahar Yorgunluğu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sohbetbaz.net/?p=790</guid>
		<description><![CDATA[Uzmanlar, hareket etmeyi, bol güneşlenmeyi, yürüyüş yapmayı ve b ve c vitamini almayı öneriyor. Göğüs ve kalp hastalıkları uzmanları, psikiyatrisiler ve diyetisyenler, bahar aylarında ısınan havaların özellikle romatizma, astım, kalp, mide ülserleri ve hipertansiyon gibi rahatsızlıkları bulunanları etkileyebileceğini belirterek, önlem alınmasını istiyor. Uzmanlar, bahar aylarında insan metabolizmasında oluşan değişikliklerin beraberinde yorgunluğu da getirdiğine işaret ederek, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar, hareket etmeyi, bol güneşlenmeyi, yürüyüş yapmayı ve b ve c vitamini almayı öneriyor.</p>
<p>Göğüs ve kalp hastalıkları uzmanları, psikiyatrisiler ve diyetisyenler, bahar aylarında ısınan havaların özellikle romatizma, astım, kalp, mide ülserleri ve hipertansiyon gibi rahatsızlıkları bulunanları etkileyebileceğini belirterek, önlem alınmasını istiyor.</p>
<p>Uzmanlar, bahar aylarında insan metabolizmasında oluşan değişikliklerin beraberinde yorgunluğu da getirdiğine işaret ederek, bahar yorgunluğunun bir hastalık olarak tanımlanmadığını ama önlem alınmazsa kronikleşebileceğini kaydediyor.</p>
<p>Uzmanlara göre, havaların yavaş yavaş ısınmasıyla birçok kişide halsizlik, yorgunluk, eklem ağrıları, uyku isteği gibi ortak şikayetler görülüyor. Bu yakınmaların çoğu bahar yorgunluğuna bağlanıyor. Bu yorgunluğa bağlı olarak kalp ve romatizma hastalarında yakınmaların arttığı da belirtiliyor.</p>
<p>Havadaki elektrik artıyor</p>
<p>Uzmanlar, bahar mevsiminde havadaki elektrik yükünün arttığını, bu yükün iyonlar aracılığıyla taşındığını belirterek, pozitif ve negatif değerde iki tür iyondan pozitif olanlar arttıkça vücuda zindelik geldiğini, negatif yüklü iyonların artmasının ise yorgunluk, halsizlik ve gerginliklere neden olduğunu ifade ediyor.</p>
<p>Uzmanlara göre, havadaki elektrik yükü şehirlerde daha fazla görülüyor ve taşıtların havayı kirletmesi, sanayi atıkları, trafik elektrik yükünü artırıyor.</p>
<p>Elektrik yükünün yoğunluğu, bahar mevsiminde sinir gerginliğini ve stresi tırmandırıyor. Bu durum, damarlardaki büzülmeyi artırıyor. Damarlardaki büzülme midede olursa ülsere bile neden olabiliyor.</p>
<p>Diyetisyenler ise bahar mevsiminde sebze ve meyvelerin yanı sıra bol sulu gıdalar yenmesini öneriyor. Çünkü meteorolojik değişiklikler yüzünden vücuttaki su oranında bozukluklar görülebiliyor.</p>
<p>Önlemler</p>
<p>Baharda vücudun daha çok vitamin ve minerale ihtiyacı olduğunu belirten uzmanlar, şu uyarılarda bulunuyor:</p>
<p>-Vücut özellikle de B ve C vitaminleri ile potasyuma ihtiyaç duyar. B ve C vitaminleri sebze ve meyvelerde, potasyum da domates, patates ve kayısıda bol miktarda bulunur. Bu nedenle meyve, sebze, patates, kayısı tüketimini artırın.</p>
<p>-Günde 3 litre su için. Yemek yemeden ve yatmadan önce azar azar içerek vücudunuza ihtiyacı olan suyu sağlayın.</p>
<p>-Uyku ritmine dikkat edin. Rahat bir uyku için yatağa girmeden önce günlük bütün stres nedenlerinizi aklınızdan uzaklaştırın. Hoşunuza giden konuları düşünün veya hoşlandığınız bir film seyredin.</p>
<p>-Hareket edin, bol bol güneşlenin, yürüyüş yapın.</p>
<p>-Alkol kullanıyorsanız, mümkün olduğunca azaltın. Çünkü yorgunluktan kurtulmak için alkole sarılmak çözümü zor problemleri ortaya çıkarabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sohbetbaz.net/bahar-yorgunlugu-790.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Miğreni Evde Tedavi Etmenin 11 Yolu</title>
		<link>http://www.sohbetbaz.net/migreni-evde-tedavi-etmenin-11-yolu-788.html</link>
		<comments>http://www.sohbetbaz.net/migreni-evde-tedavi-etmenin-11-yolu-788.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Apr 2010 21:54:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>birgul</dc:creator>
				<category><![CDATA[SAĞLIK KÖŞESİ]]></category>
		<category><![CDATA[Miğreni Evde Tedavi Etmenin 11 Yolu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sohbetbaz.net/?p=788</guid>
		<description><![CDATA[Migren ağrınızı evde tedavi etmenin 11 yolu: 1. Su için: Dehidrasyon baş ağrısının nedenlerinden biri olabilir. 2. Kafein alın: Kafein iki tarafı keskin bir kılıçtır. Başağrısına çare olabilir ve engelleyebilir. Kafein kan damarlarını daraltabilir, ağrıyı azaltabilir. Ancak bazı insanlarda kafein başağrısını tetikleyebilir. Eğer birisi aşırı derecede kafein kullanıyorsa, mevcut başağrısını kötüleştirerek geri tepen başağrısına neden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Migren ağrınızı evde tedavi etmenin 11 yolu: </p>
<p>1. Su için: Dehidrasyon baş ağrısının nedenlerinden biri olabilir. </p>
<p>2. Kafein alın: Kafein iki tarafı keskin bir kılıçtır. Başağrısına çare olabilir ve engelleyebilir. Kafein kan damarlarını daraltabilir, ağrıyı azaltabilir. Ancak bazı insanlarda kafein başağrısını tetikleyebilir. Eğer birisi aşırı derecede kafein kullanıyorsa, mevcut başağrısını kötüleştirerek geri tepen başağrısına neden olabilir. </p>
<p>3. Başınızı saç bantıyla sarın: Bu yöntem çok eskilerden beri denenmiştir. Bazı insanlar, bunun işe yaradığını iddia ediyor. </p>
<p>4. Balık yağı: Balık yağı taraftarları yağın iltihabı azalttığını ve şakaklarınızdaki kan damarlarını daraltarak işe yaradığını iddia ediyorlar. </p>
<p>5. Nane yağı: Başınızın ağrıyan kısımları üzerine ovalayarak sürün. Nane yağının migrene iyi geldiğine dair literatür olmamasına rağmen, insanlar migrene iyi geldiğini söylüyor. </p>
<p>6. Zencefil yiyin ya da zencefil kapsülleri için: Hiç kimse bunun nasıl işe yaradığını bilmiyor. Ancak zencefil açıkca mide bulantısını azaltıyor. </p>
<p>7. Magnezyum: Günde 400-600 mg alındığında, magnezyum menstrüelle ilişkili ve aurayla ilişkili migrenlerde etkilidir. Ancak, çok fazla magnezyum içmek ishale neden olabilir. </p>
<p>8. B2 vitamini: Günlük 400 mg alınan B2 vitamini, migren için önleyici rol oynar. Ancak B2 vitamini bazı kişilerde sık idrara çıkma ya da koyu renkli idrara neden olabilir. Bu nedenle dozu iyi düzenlenmeli. </p>
<p>9. Koenzim Q10: Günde 300 mg alınması halinde, başağrısını azaltmada etkilidir. Ancak çok pahalı olabilir. </p>
<p>10. Lapaza çiçeği: En etkili doğal ilaç olan lapaza çiçeği, alt üst olmuş mideyi yatıştırmasının yanında migren ağrısının ve astımın tedavisinde çok etkilidir. </p>
<p>11. Soğuk ya da sıcak kompres: Bu kimsenin niçin iyi geldiğini bilmediği diğer bir çaredir. Fakat, plasebo etkisi yapabilir, hastalarda oyalacı bir etki oluşturur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sohbetbaz.net/migreni-evde-tedavi-etmenin-11-yolu-788.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Baş Ağrısı(Gerilim Tipi)</title>
		<link>http://www.sohbetbaz.net/bas-agrisigerilim-tipi-786.html</link>
		<comments>http://www.sohbetbaz.net/bas-agrisigerilim-tipi-786.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Apr 2010 21:52:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>birgul</dc:creator>
				<category><![CDATA[SAĞLIK KÖŞESİ]]></category>
		<category><![CDATA[Baş Ağrısı(Gerilim Tipi)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sohbetbaz.net/?p=786</guid>
		<description><![CDATA[Gerilim tipi baş ağrıları, en sık rastlanan baş ağrılarıdır. Hastanın şakaklarında, alnında ya da baş ve boyun arkasında, bir kuşakla sıkılma ya da basınç hissi olur. Ağrının şiddeti genellikle hafif ya da orta derecededir; fiziksel aktiviteyle ağrı şiddetlenmez. Gerilim tipi baş ağrıları kronik olduğunda (en az 6 ay süreyle sık olarak ağrı görülmesi), rahatsızlık ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gerilim tipi baş ağrıları, en sık rastlanan baş ağrılarıdır. Hastanın şakaklarında, alnında ya da baş ve boyun arkasında, bir kuşakla sıkılma ya da basınç hissi olur. Ağrının şiddeti genellikle hafif ya da orta derecededir; fiziksel aktiviteyle ağrı şiddetlenmez. Gerilim tipi baş ağrıları kronik olduğunda (en az 6 ay süreyle sık olarak ağrı görülmesi), rahatsızlık ve ağrı işlevsel yetersizliğe yol açabilir. </p>
<p>Gerilim tipi baş ağrılarının kesin nedeni bilinmemektedir; ancak boyun, yüz ve kafa derisindeki kaslarda gerginliğin artması, bu tür ağrılara yol açabilir. Bu baş ağrılarını tetikleyen nedenler arasında stres, kaygı, depresyon ve belirli vücut pozisyonlarıyla ilişkili kas gerginliği bulunmaktadır.</p>
<p>DOKTORUNUZA NE ZAMAN BAŞVURMALISINIZ?</p>
<p>Genellikle baş ağrısı olmayan bir kişiyseniz, tekrarlayan baş ağrıları ortaya çıktığında ya da daha önce alışık olduğunuz ağrılardan farklı bir baş ağrısı görüldüğünde, doktorunuza danışmanız gerekir. Baş ağrısı, daha önceki baş ağrısından daha şiddetli ya da daha uzun süreli ise doktorunuzla temasa geçin. </p>
<p>Aşağıdaki belirtilerden herhangi biri baş ağrısına eşlik ediyorsa, derhal doktorunuza başvurun:</p>
<p>Ense sertliği </p>
<p>Ateş</p>
<p>Epilepsi nöbeti</p>
<p>Şaşkınlık, baş dönmesi, güçsüzlük, uyuşma ya da felç </p>
<p>Bilinç kaybı</p>
<p>Kulak ya da göz ağrısı</p>
<p>Çocuğunuzda da tekrarlayan baş ağrıları görüldüğünde, doktora danışmanız gerekir.</p>
<p>BAŞ AĞRISI GÜNLÜĞÜ</p>
<p>Baş ağrılarınız olduğunda, bununla ilgili bir günlük tutarsanız, hekimin tanı koymasına yardımcı </p>
<p>olursunuz.</p>
<p>Baş ağrısı başlamadan önce ne yapıyordunuz? </p>
<p>Zorlayıcı bir fiziksel aktivitede bulundunuz mu?</p>
<p>Uzun süre bilgisayarda çalıştınız mı?</p>
<p>Neredeydiniz (kapalı yer, açık hava, otomobil?)</p>
<p>Duman, ev hayvanı, polen, toz ya da kimyasal madde gibi zehirli ya da alerjik reaksiyona yol açabilecek bir etkene maruz kaldınız mı?</p>
<p>Baş ağrısı başlamadan ne yiyordunuz ya da ne içiyordunuz?</p>
<p>İlaç ya da vitamin aldınız mı?</p>
<p>Bir yemek öğününü atladınız mı? </p>
<p>Kendinizi gergin, üzüntülü ya da sinirli hissediyor muydunuz?</p>
<p>Başka bir tıbbi sorun ya da belirti var mıydı?</p>
<p>Baş ağrısı günün hangi saatinde başladı?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sohbetbaz.net/bas-agrisigerilim-tipi-786.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yüksek Tansiyonun Tedavisi</title>
		<link>http://www.sohbetbaz.net/yuksek-tansiyonun-tedavisi-644.html</link>
		<comments>http://www.sohbetbaz.net/yuksek-tansiyonun-tedavisi-644.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Mar 2010 15:17:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>birgul</dc:creator>
				<category><![CDATA[SAĞLIK KÖŞESİ]]></category>
		<category><![CDATA[Yüksek Tansiyonun Tedavisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sohbetbaz.net/?p=644</guid>
		<description><![CDATA[Belirti ve yakınmaların az ya da çok ol­masına bakılmaksızın tüm yüksek tan­siyonluları tedavi etmek gerekip gerekmediği tartışması şu çözüme bağlanmış­tır: Küçük kan basıncı 90 mmHg’nin (mm cıva basmcı) üstünde olan tüm hastaların tansiyonu 85 mmHg düzeyin­de tutulacak biçimde tedavi uygulanma­lıdır. ikincil yüksek tansiyonda tedavi ön­celikle temelde yatan hastalığın tedavi­sine yöneliktir; birincil yüksek tansi­yonda basıncın kontrol [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Belirti ve yakınmaların az ya da çok ol­masına bakılmaksızın tüm yüksek tan­siyonluları tedavi etmek gerekip gerekmediği tartışması şu çözüme bağlanmış­tır: Küçük kan basıncı 90 mmHg’nin (mm cıva basmcı) üstünde olan tüm hastaların tansiyonu 85 mmHg düzeyin­de tutulacak biçimde tedavi uygulanma­lıdır.<br />
ikincil yüksek tansiyonda tedavi ön­celikle temelde yatan hastalığın tedavi­sine yöneliktir; birincil yüksek tansi­yonda basıncın kontrol altına alınmasıy­la ve basıncm normale inmesiyle sorun çözülemezse komplikasyonlann tedavi edilmesi gerekir. Birincil yüksek tansi­yonun tedavisinde genel önlemlerin ya­nı sıra ilaç tedavisi uygulanır. Genel ön­lemler kısaca şunlardır: • Beslenme – Bazı istatistikler sanayi­leşmiş toplumlarda nüfusun yansından çoğunun fazla kilolu olduğunu göster­mektedir. Bu durum genellikle yüksek tansiyon, şeker hastalığı ve damar sert-liğiyle birlikte görülür; öte yandan tek başına da kalp ve dolaşım sistemi has­talıkları için bir risk faktörüdür. Bu ne­denle yüksek tansiyonlu, şişman hasta­nın normal kilosuna getirilmesi büyük önem taşır. Hafif ya da orta derecede yüksek tansiyonlu hasta, çoğu zaman yalnızca kilo vererek kan basıncını nor­mal değerlere düşürebilir. Verilen her kilo için diyastolik (küçük) kan basıncı­nın 2-3 mmHg azaldığı saptanmıştır.Özellikle hayvansal kökenli doymuş yağlar (tereyağ, içyağı) az kullanılmalı­dır. Bu maddeler aşırı miktarda alınırsa kandaki kolesterol düzeyi artar; buna bağlı olarak yüksek tansiyon ve öteki kalp ve dolaşım sistemi hastalıklan açı­sından risk yükselir. Sebzeyle beslenen topluluklarda çok az kişide yüksek tan­siyon görüldüğü gözlenmiştir.Besinlerle aşın tuz alımı da engel­lenmelidir. Tuz kendi başına güçlü bir damar büzücüdür ve tansiyonu düzenle­yen bazı sistemleri etkiler. Ama yapılan son araştırmalar tuz kısıtlamasının bü­tün birincil yüksek tansiyon durumla­rında etkili olmadığını göstermektedir. Sonuç olarak tuz kısıtlamasına yanıt ve­ren ve vermeyen birincil yüksek tansi­yon çeşitlerinden söz edilebilir. Son za­manlarda dikkatlerin odaklaştığı bir başka nokta ise potasyumdur. Potas­yumca biraz zengin bir diyetin henüz tam olarak aydınlatılamamış mekaniz­malarla tansiyonu düşürdüğü gözlen­miştir. Kahve de kan basıncında birkaç saat süren 5-20 mmHg’lik yükselmelere yol açtığından kısıtlı miktarda alınmalı­dır. Aşın alkol alımı da zararlı olabilir, aşın alkol alındığında sempatik sinir sisteminin uyanlmasına bağlı olarak uzun süreli yüksek tansiyon görülür.Sonuçta, yüksek tansiyonlu hasta peynir ve öbür süt ürünleri de içinde ol­mak üzere çok az hayvansal yağ ve tuz tüketmeli, bol meyve ve sebze yemeli­dir. Gerekenden çok kalori almamalı­dır.<br />
• Hareketsiz yaşamla savaş -</p>
<p>Yüksek tansiyonlu kişiye önerilen yüzme, yürü­yüş, jogging, bisiklet ve kayak gibi sporlar izotonik tiptedir. İzometrik eg­zersizler (ağırlık kaldırma) önerilmez. Tansiyonu sürekli yüksek olan kişi, önerilen egzersizleri uygularsa, sistolik ve diyastolik kan basıncıyla, kalp atım hızının düştüğünü görecektir.Gevşeme teknikleri – Sanayileşmiş toplumlarda çok yüksek düzeyde olan ruhsal gerilim tansiyonun yükselmesine neden olabilir. Bu nedenle son yıllarda tansiyonun düşmesinde yararlı olduğu saptanan gevşeme tekniklerinin kullanı­mı gündeme gelmiştir.<br />
• Sigara dumanından uzak durma -Tek bir sigaranın dumanının tansiyonda 15-20 dakika süreyle ani ve birkaç mmHg’lik yükselmeye yol açtığı kanıt­lanmıştır. Aşırı sigara içen kişinin sü­rekli yüksek tansiyon tehlikesiyle ne öl­çüde karşı karşıya kaldığı kolayca anla­şılabilir.Birincil yüksek tansiyonun tedavi­sinde yalnızca deneyimler sonucunda seçilen bazı ilaçlar kullanılır. Sabit bir tedavi tablosu yeğlenmemekle birlikte, kan basıncını düzenleyen mekanizma­lar hakkında kazanılan bilgilerin yardı­mıyla değişmeyen bir tedavi planının uygulanmaya sokulabileceği düşünül­mektedir.</p>
<p>Kan basıncını düzenleyen pek çok mekanizma olmasına karşın, en önemli ve uzun süreli etkiyi sağlayan, damarla-nn büzüşmesini ve dolaşımdaki kanın hacmini düzenleyen sistemdir. Kan ba­sıncı kalbin damarlara pompaladığı kan miktan ile-arteriyollerin (küçük atarda­marlar) duvarlarındaki direncin bir ürü­nüdür. Bu düzenleme sisteminde, böb­rekte ve böbreküstü bezinin kabuk bö­lümünde odaklasan iki merkez vardır. Bunlann arasındaki dengenin bozulma­sı iki farklı mekanizmayla yüksek tansi­yona yol açar ve uygulanması gerekli tedavi her iki durumda farklıdır. Bunla­rın aynı anda etkili olması ise daha kar­maşık bir yüksek tansiyon biçimine ne­den olur. Yüksek tansiyon, vücutta aşın su ve sodyum tutulmasına bağlı anor­mal bir sıvı birikiminden kaynaklanı­yorsa; tedavide idrar söktürücü ilaçlar kullanılır; yüksek tansiyon damar bü­züşmesine bağlıysa, bunu önlemeye, çözmeye yönelik ilaçlar öncelik kaza­nır. Ara biçimlerde ise her iki tür ilaç birden kullanılır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sohbetbaz.net/yuksek-tansiyonun-tedavisi-644.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yüksek Tansiyonun Nedenleri</title>
		<link>http://www.sohbetbaz.net/yuksek-tansiyonun-nedenleri-642.html</link>
		<comments>http://www.sohbetbaz.net/yuksek-tansiyonun-nedenleri-642.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Mar 2010 15:13:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>birgul</dc:creator>
				<category><![CDATA[SAĞLIK KÖŞESİ]]></category>
		<category><![CDATA[Yüksek Tansiyonun Nedenleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sohbetbaz.net/?p=642</guid>
		<description><![CDATA[Oluşum mekanizması bakımından iki tür yüksek tansiyon vardır: Birincil ya da esansiyel ve ikincil. Birincil yüksek tansiyonun nedenleri tam olarak bilin­memekle birlikte, hastalığın oluşumun­da kalıtım, ruhsal açıdan çabuk etkile­nen heyecanlı kişilik, şişmanlık gibi ba­zı etkenler saptanmıştır, tkincil yüksek tansiyon aşağıdaki hastalıklardan sonra ortaya çıkabilir: Böbrek dokusu ve böb­rek atardamarlarında yerleşen hastalık­lar (akut ve kronik böbrek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Oluşum mekanizması bakımından iki tür yüksek tansiyon vardır: Birincil ya da esansiyel ve ikincil. Birincil yüksek tansiyonun nedenleri tam olarak bilin­memekle birlikte, hastalığın oluşumun­da kalıtım, ruhsal açıdan çabuk etkile­nen heyecanlı kişilik, şişmanlık gibi ba­zı etkenler saptanmıştır, tkincil yüksek tansiyon aşağıdaki hastalıklardan sonra ortaya çıkabilir: Böbrek dokusu ve böb­rek atardamarlarında yerleşen hastalık­lar (akut ve kronik böbrek iltihabı, poli-kistik böbrek), böbreküstü bezinin ka­buk bölümündeki hastalık nedeniyle kortizon ya da aldesteron hormonları­nın fazla salgılanması sonucu görülen Cushing hastalığı ve Crohn hastalığı, böbreküstü bezinin iç kısmının (medul-la) tümörü (feokromositom), aortun kalpten çıktığı bölgedeki darlığı, kafa içi basıncının artması.Yüksek tansiyonla basınç reaksiyo­nu arasındaki ayrımın da yapılması ge­rekir. Yüksek tansiyon terimi kan ba­sıncının sürekli olarak bazı sınırların üzerinde kaldığım belirtirken, basınç reaksiyonu tansiyonun heyecanlanma ya da kan içine ilaç şırınga edilmesi gi­bi bir uyaran nedeniyle geçici olarak yükselmesidir. Yükselmeye yol açan uyaranın etkisi kaybolunca tansiyon normale döner.</p>
<p>GÖRÜLME SIKLIĞI<br />
Yüksek tansiyonluların tümü tanı kona­cak biçimde tıbbi kontrolden geçmemiş olduğundan ve yüksek tansiyon değer­lendirme ölçütleri her yerde aynı olma­dığından yüksek tansiyonun dağılımını kesin olarak saptamak olanaksızdır. Hekime başvuran erişkinlerin yaklaşık yüzde 25′inde yüksek tansiyon vardır ve bunların yüzde 9O’ı esansiyel (birincil) tiptedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sohbetbaz.net/yuksek-tansiyonun-nedenleri-642.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yüksek Tansiyon</title>
		<link>http://www.sohbetbaz.net/yuksek-tansiyon-640.html</link>
		<comments>http://www.sohbetbaz.net/yuksek-tansiyon-640.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Mar 2010 15:10:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>birgul</dc:creator>
				<category><![CDATA[SAĞLIK KÖŞESİ]]></category>
		<category><![CDATA[Yüksek Tansiyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sohbetbaz.net/?p=640</guid>
		<description><![CDATA[Yüksek tansiyon (hipertansiyon) te­rimi atardamarlardaki büyük kan basın­cının 150 mmHg (mm cıva basıncı), küçük kan basıncının ise 90 mmHg’ye eşit ya da daha yüksek olduğu durum­larda kullanılır. Tansiyonu uzun süre­lerle bu değerlerin üstüne çıkan birey­lerde beyin, böbrek, kalp ve damar has­talıklarının daha çok görüldüğü ve ge­nellikle tansiyonu normal olanlara oranla yaşam süresinin daha kısa oldu­ğu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yüksek tansiyon (hipertansiyon) te­rimi atardamarlardaki büyük kan basın­cının 150 mmHg (mm cıva basıncı), küçük kan basıncının ise 90 mmHg’ye eşit ya da daha yüksek olduğu durum­larda kullanılır. Tansiyonu uzun süre­lerle bu değerlerin üstüne çıkan birey­lerde beyin, böbrek, kalp ve damar has­talıklarının daha çok görüldüğü ve ge­nellikle tansiyonu normal olanlara oranla yaşam süresinin daha kısa oldu­ğu kanıtlanmıştır.<br />
Büyük kan basıncı (büyük tansiyon) kaç olursa olsun, küçük kan basıncı (küçük tansiyon) 90 mmHg ya da daha yüksekse sistemik yüksek tansiyon söz konusudur ve tedavi edilmesi gerekir. Son istatistiklere göre normalin üst sını­rına yakın küçük kan basıncının (85-89 mmHg) bile bir risk etkeni olduğu anla­şılmaktadır.</p>
<p>Küçük (diyastolik) tansiyonun yük­sek olmadığı, yani 90 mmHg’nin altın­da kaldığı, yalnız büyük (sistolik) tansi­yonun yükseldiği durumlarda sistolik yüksek tansiyon söz konsudur. 70 yaşın altındaki kişilerde küçük tansiyon 90 mmHg’nin altında kalırken büyük tansi­yon 160 mmHg ve daha yüksekse teda­vi edilmesi gerekir. 70 yaşın üzerinde tedaviyi başlatacak büyük tansiyon de­ğeri 170 mmHg ve daha üstüdür.<br />
Hipertiroidizm, aort kapak yetmez­liği ve atar-toplar damar bağlantılarında büyük tansiyon yüksek olmasına karşın ilaç tedavisi gerekmez. Bu durumlarda asıl hastalık tedavi edilmelidir.Yüksek tansiyon günümüzde hâlâ beyin damarlarındaki tıkanıklık ve ka­namalar açısından başlıca risk faktörü­dür. Ayrıca, kolesterol ve sigara alışkanlığının yanı sıra miyokart enfarktü­sünün başlıca nedenleri arasında yer alır; kalp ve dolaşım yetmezliği olan ki­şilerin yüzde 75′inde bu hastalıklara ne­den olduğu bildirilmiştir. Ayrıca tansi­yon yükselmesinin damar duvarında ka­lınlaşma gibi belirgin değişikliklere yol açarak tıkayıcı damar hastalıkları, anev­rizmalar ve böbrek yetmezliği gibi bir dizi doku bozukluklarına neden olduğu kanıtlanmıştır.Son 35 yıl içinde yüksek tansiyonun ilaçla tedavisinde dev adımlar atılmış olmasına karşın, yukarıda belirtilen ol­gular güncelliklerini korumaktadır. Gü­nümüzde fazla yan etkisi olmayan, bu­na karşılık son derece etkili ilaçlar var­dır. Son yıllarda bu tedaviler sonucunda kan basıncının düşürülmesiyle kalp ve damar hastalıklarına yakalanma ve bu hastalıklardan ölme oranının belirgin ölçüde azaldığı kanıtlanmıştr.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sohbetbaz.net/yuksek-tansiyon-640.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sporun Vücudumuza Yararları</title>
		<link>http://www.sohbetbaz.net/sporun-vucudumuza-yararlari-549.html</link>
		<comments>http://www.sohbetbaz.net/sporun-vucudumuza-yararlari-549.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Mar 2010 22:10:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>birgul</dc:creator>
				<category><![CDATA[SAĞLIK KÖŞESİ]]></category>
		<category><![CDATA[Sporun Vücudumuza Yararları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sohbetbaz.net/?p=549</guid>
		<description><![CDATA[1. Hareket sistemi; Sporun sağlığa yararlı olduğu tartışılmaz bir gerçektir, fakat sportif bir aktiviteye başlamak için gerekli olan temel bilgiler genelde yetersizdir. Yani, yaşınıza ve fizik kondisyon düzeyinize uygun spor türünü seçmek önemlidir. Hareket sistemi üzerine sportif aktivitenin çok büyük yararları açıktır. Kas düzeyinde, çalışan kasların tonusunda ve kuvvetinde artış görülür. -Sportif aktivite eklemlerin doğal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1. Hareket sistemi;<br />
Sporun sağlığa yararlı olduğu tartışılmaz bir gerçektir, fakat sportif bir aktiviteye başlamak için gerekli olan temel bilgiler genelde yetersizdir. Yani, yaşınıza ve fizik kondisyon düzeyinize uygun spor türünü seçmek önemlidir. Hareket sistemi üzerine sportif aktivitenin çok büyük yararları açıktır. Kas düzeyinde, çalışan kasların tonusunda ve kuvvetinde artış görülür.</p>
<p>-Sportif aktivite eklemlerin doğal genişlik derecesinin korunmasına ve gelişmesine olanak sağlar, ankiloza (eklemlerin katılaşması) karşı mücadele eder.</p>
<p>-beslenmeyi ve kıkırdakların devinme yeteneklerini kolaylaştırarak eklemlerin en iyi şekilde korunmasını ve bakımını sağlar,</p>
<p>-kemik düzeyinde; kalsiyum tutulmasını kolaylaştırır, yaşlı insanlarda sıklıkla görülen osteoporose hastalığına karşı mükemmel bir korunma aracıdır.</p>
<p>-kas tonusunun iyileşmesi sayesinde; sportif aktivite kalça, dizler ve özellikle omurga düzeyindeki ağrıların önüne geçilmesine olanak sağlar,</p>
<p>-bel ağrılarına karşı en iyi ilaçtır fakat, şayet omurganızın durumuna salık verilmeyen sporları ya da kötü jimnastik hareketleri yaparsanız, zararlı da olabilir,</p>
<p>2. Kalp-damar sistemi; salık verilmeyenler hariç, düzenli antrenmanlar kalp-damar sisteminin işlevi üzerine yararlı etkilere sahiptir; kas yapıda olan kalp, kasılma kapasitesini yükseltir ve büyük bir etkinlik gücüne ulaşır, böylece kan organizmanın dokularına en iyi bir şekilde dağılım gösterir. Diğer taraftan fizik aktivite iki önemli kalp-damar hastalıkları risk faktörüne karşı etkili biçimde mücadele eder; arteriyel hipertansiyonu düşürür, aterosikleroza karşı en iyi ilaçtır; dolaşımı iyileştirir ve sporcunun beslenmesine dikkatini zorunlu kılar; böylece, damar sistemi üzerine zararlı etkileri çok iyi bilinen, alkol ve sigara gibi toksik etkileri olan maddelerden uzak durulur.</p>
<p>Özetle;</p>
<p>-kalbin çalışma sistemini düzenler, efektif ve ekonomik çalıştırır,</p>
<p>-periferik damar direnci azalacağından kalp üzerindeki yük kalkar,</p>
<p>-hipertansiyon düzelir,</p>
<p>-dolaşım hızlanır, bundan dolayı metabolik artıkların atılımı kalaylaşır,</p>
<p>-pulmoner oksijenasyon yeteneği artar</p>
<p>3. Dış görünüm; spor bedeni geliştirir ve belli bir görünüş sağlar, fakat zayıflatmaz. Terleme ile kilo kaybı düşünülmemelidir, ter ile kaybedilen su daha sonra geri alınır. Fizik aktivite sellülite karşı etkili mücadele yöntemidir, kasları uyumlu hale getirir, aşırı kilo alımına yol açmaz (eğer body-building ile uğraşmıyorsanız).</p>
<p>4. Psikolojik yararlar; bu etkiler uygulanan spor türüne bağlıdır ki bunlar en az fizik etkiler kadar önemlidir. Spor;</p>
<p>-kendine güveni uyandırır, hırsı artırır,</p>
<p>-heyecanı ve stresi azaltır,</p>
<p>-bedenin bilincine varılır, seksüel yaşamın düzenine katkı sağlar,</p>
<p>-beynin daha iyi oksijenlenmesi sayesinde, zekasal etkinliği yükseltir,</p>
<p>-gurup düşüncesi, bireyler arasında ilişkiler, karşılıklı olarak saygı kavramı gelişir,</p>
<p>-zevk alma duyusu gelişir; bu beyinden salgılanan hormonlar ile olur; endorfinler; aile ve mesleki kaygılardan kurtulmaya olanak sağlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sohbetbaz.net/sporun-vucudumuza-yararlari-549.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sporun Vücudumuza Zararları</title>
		<link>http://www.sohbetbaz.net/sporun-vucudumuza-zararlari-547.html</link>
		<comments>http://www.sohbetbaz.net/sporun-vucudumuza-zararlari-547.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Mar 2010 22:07:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>birgul</dc:creator>
				<category><![CDATA[SAĞLIK KÖŞESİ]]></category>
		<category><![CDATA[Sporun Vücudumuza Zararları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sohbetbaz.net/?p=547</guid>
		<description><![CDATA[Sıklıkla, sporun sağlığı bozan bir çok faktörün kaynağı olduğu unutulur. Sporun yararlarını bir tarafa koyarak, &#8220;hasta olmak istiyorsanız spor yapın&#8221; da diyebiliriz. Yılda milyona yakın ölümün spordan kaynaklandığı tahmin edilir. Ölümler yalnızca, otomobil yarışçıları ya da alpinistler gibi üst düzey sporcuların şaşırtıcı kazalarından kaynaklanmaz. Ölümlerin çoğu yetersiz hazırlanma yanlışlıklarından da kaynaklanır; güneş altında tenis oynamak, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sıklıkla, sporun sağlığı bozan bir çok faktörün kaynağı olduğu unutulur. Sporun yararlarını bir tarafa koyarak, &#8220;hasta olmak istiyorsanız spor yapın&#8221; da diyebiliriz.</p>
<p>Yılda milyona yakın ölümün spordan kaynaklandığı tahmin edilir. Ölümler yalnızca, otomobil yarışçıları ya da alpinistler gibi üst düzey sporcuların şaşırtıcı kazalarından kaynaklanmaz. Ölümlerin çoğu yetersiz hazırlanma yanlışlıklarından da kaynaklanır; güneş altında tenis oynamak, çok yoğun bir koşu sonrası ya da yüzerek gereğinden fazla kuvvetine güvenerek plajdan çok uzaklara açılma sonrası kramp girmesi nedeniyle boğulmaların görülmesi</p>
<p>Spora başlarken mutlaka çok dikkatli olunmalı ve hekimin öğütleri göz önüne alınmalıdır. Kırk yaşından sonra, sağlıklı olsanız bile, özellikle kardiyak yıkımlardan sakınmak için düzenli olarak hekim kontrolünden geçmek gerekir. Spora bağlı kazalar ve sonuçlarını 4 guruba ayırabiliriz; kalp-damar bozuklukları, travmatik sorunlar, hareket sisteminde aşırı işlevsel sorunlar ve dopinge bağlı sorunlar.</p>
<p>1. Hareket sistemi üzerine: Hareket sisteminde görülen rahatsızlıklar çok fazladır fakat ağır bir sorun değildirler. Önem derecesine göre sıralayacak olursak;</p>
<p>Kas tutuklukları; bu sonunlar, aşırı bir çalışma sonrası kaslarda biriken aşırı toksinlerin, özellikle laktik asitin birikmesinden kaynaklanır. Bu olay çalışmadan 24 saat sonra başlar ve 2-3 gün kadar sürebilir. Bu durum da çok su içmeli ve kaslara yumuşatıcı pomadlar sürülmelidir. Sauna ya da sıcak bir banyo iyi bir etki sağlayabilir.</p>
<p>Kasılma; istemsiz kas kasılmalarıdır, refleks bir reaksiyondan, aşırı uzamadan ya da eklem travmasından kaynaklanırlar. Olayın durumuna göre kas üzerine buz ya da tersine, sıcak banyo ve masaj uygulanır.</p>
<p>Uzama; kas liflerinin gerilmesine neden olan, kasın elastikiyet sınırının aşılmasıdır. Bu durumda zorunlu olarak tüm masajlardan kaçınmak ve liflerin toparlanması için 10 gün beklemek gerekir.</p>
<p>Lif kopması; belirli sayıda kas liflerinin yırtılmasından kaynaklanır ve beraberinde kas düzeyinde bir iç kanama görülür. Masaj sakıncalıdır, iyileşme en az bir ay sürer.</p>
<p>Kas Yırtılması; kasın yırtılması çok ağır bir tablo oluşturur. Cerrahi bir girişim gerektirir.</p>
<p>Tendinit; sporcularda sıklıkla görülür. Genellikle aşil tendonunda, pubisde, diz kapağında, uyluk addüktörlerinde ve dirsekte odaklanırlar (tenisçi dirseği). Tendinitler bazen tüm sportif aktivitelerin bir süre kesilmesini zorunlu kılar.</p>
<p>2. Kalp-damar sistemi üzerine; kalbin, saygı gösterilmesi gereken sınırlarının bilinmesi gerekir. Bu tür riskler özellikle; uzun süreden beri spor yapmayan, hiçbir ön hazırlığı olmayan, akşam karar verip sabah başlayan, kırk yaş üzeri yetişkinlerde ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Çok anlamlı bir örnek squaç tır ve görünmediği kadar çok şiddetli bir spordur. Tenis ve koşu da, özellikle güneş altında uygulandıkları zaman, bazen tehlikeli sporlar olarak ortaya çıkarlar.</p>
<p>Sigara içmek ya da önemli bir fizik aktiviteden sonra saunaya girmek gibi yanlışlardan da kaçınmak gerekir.</p>
<p>3.Doping; Yıllardan beri doping sorunu kaygı verici boyutlara ulaşmıştır, 1988 de Seul Olimpiyatlarında Ben Johnson un altın madalyasının geri aalındığı hatıralardadır. Doping olarak kullanılan ürünlerin listesi hayli kabarıktır, özellikle yapay olarak performansta iyileşme sağlayan anabolizanlar ön sırayı almaktadır. Bunlar çoğunlukla vitaminler gibi psikolojik etkiye sahiptirler. Üstelik, düşüncesizce bu riski göze alan sporcuların yaşam ve sağlıkları için gerçek bir tehlike oluştururlar.</p>
<p>Anabolizanlar; bunlar hormonlardır, erkek testosteronu olarak takdim edilirler. Yoğun bir antrenmanı uygulamak koşuluyla önemli ölçüde kas kitlesini artırırlar. Kaslarda kitle artışı görülse bile tendonların üzerine hiçbir etkileri yoktur, kasın kasılma kuvveti tarafından kopmalar olabilir.</p>
<p>Anabolizanlar bazen tehlikeli tendon kopuklarına yol açmaktadırlar. Bunun yanında, kadınlarda geri dönüşümü olmayan erkekleşme, seksüel yaşam bozuklukları, bazen kanser (özellikle prostat kanseri) gibi çok ağır tabloların kökenini oluştururlar.</p>
<p>Amfetaminler; en çok bilinen ürünlerdir, uyarıcı ilaçlardır. Açlık duygusunu, özellikle yorgunluk hissini yatıştırırlar. Yarışma esnasında öfori sağlarlar ve sporcu kendisini yenilmez hisseder. Fakat, uzun sürede önemli psikolojik bozukluklara yol açarlar, özellikle kişi sürekli olarak hallisünasyonlar ile karşı karşıya kalır.</p>
<p>Kortikoidler; strese karşı mücadeleye ve çabuk toparlanmaya olanak sağlarlar. Fakat, hormonal sistemi tamamen bozarlar, kas ve tendon düzeyinde ağır yaralanmalara yol açarlar, bazen diyabete neden olurlar ya da kullanımlarından uzun yılar sonra osteoporoza yol açarlar.</p>
<p>Kardiyak uyarıcılar; uzun zamandır, yarışma öncesi eritrosit enjeksiyonu, özellikle dayanıklılık sporlarında destekleyici rol oynadığı sanıldı. Oysa, bu doping tamamen etkisizdir ve günümüzde terk edilmiştir. Kardiyak tonik olarak bilinen ünlü efedrin bir çok öksürük şurubu ve burun damlası gibi ilaçlarda bulunur. Kafeinin aşırı tüketimi yasaktır, fakat yinede kontrole yakalanmamak için 6-8 fincan içilebilir.</p>
<p>Medikal kontrol; sportif bir aktiviteye başlamadan önce medikal bir kontrolün yapılması kaçınılmazdır. Bu kontrol özel bir merkezde yapılmalıdır. Bu kontrolün amacı, genel olarak bir sporu yapmaya ya da belli bir spor için olası yasaklı durumların varlığını saptamayı amaçlar. Bu durum EKG, kardiyak enzimler, röntgen ve hastanın muayenesi ile araştırılır.</p>
<p>Kesin yasaklı durumlar;</p>
<p>-yeni geçirilmiş miyokard infarktüsü</p>
<p>-tipik göğüs ağrısı</p>
<p>-konjenital kardiyopati (doğuştan kalp hastalığı)</p>
<p>-kardiyomiyopati (kalp kasının kasılma özelliğinin azalması)</p>
<p>-akut perikardit (kalp zarının iltihabi hastalığı), miyokardit (kalp kasının iltihabi hastalığı),</p>
<p>-kalp ritim ve iletim bozuklukları</p>
<p>Göreceli yasaklı durumlar;</p>
<p>-miyokard infarktüsü; yeterli bir aradan sonra (en az 6 ay) ılımlı egzersizi engellemez, fakat yarışma yasaktır,</p>
<p>-kalp ritim bozuklukları (hastanın takibi gerekir),</p>
<p>-göğüs ağrısı (EKG ve kardiyak enzimler normal, atipik göğüs ağrısı olursa spor yapılabilir),</p>
<p>-orta derece arteriyel hipertansiyon (yüksek hipertansiyon yasak) ,</p>
<p>-tansiyonu düşük olanlar ya da efor testinde tansiyonu yükselmeyenler</p>
<p>Bu incelemelerden sonra, hekim size yapabileceğiniz sporu önerecektir. Mesela, kulak ağrınız var ise suya dalmanız yasaklayacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sohbetbaz.net/sporun-vucudumuza-zararlari-547.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kansızlık(ANEMİ) Tedavisinde Beslenme Önerileri</title>
		<link>http://www.sohbetbaz.net/kansizlikanemi-tedavisinde-beslenme-onerileri-530.html</link>
		<comments>http://www.sohbetbaz.net/kansizlikanemi-tedavisinde-beslenme-onerileri-530.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 23:09:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>birgul</dc:creator>
				<category><![CDATA[SAĞLIK KÖŞESİ]]></category>
		<category><![CDATA[Kansızlık (ANEMİ) Tedavisinde Beslenme Önerileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sohbetbaz.net/?p=530</guid>
		<description><![CDATA[1. Kırmızı et, kuru baklagiller, kuru meyve (kuru üzüm, kuru incir gibi), yeşil yapraklı sebzeler, pekmez ve kakao yu daha çok yiyin. 2. Vitamin &#8211; C (günde 100 miligram) alın. C-vitamini demirin barsaklardan emilmesini arttırır. 3. Demir bakımından zengin besinler alın (baklagiller, mercimek, darı, nohut, koyu yeşil renkli sebzeler, pekmez, demirle zenginleştirilmiş tahıl ürünleri, kuru [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1. Kırmızı et, kuru baklagiller, kuru meyve (kuru üzüm, kuru incir gibi), yeşil yapraklı sebzeler, pekmez ve kakao yu daha çok yiyin.</p>
<p>2. Vitamin &#8211; C (günde 100 miligram) alın. C-vitamini demirin barsaklardan emilmesini arttırır.</p>
<p>3. Demir bakımından zengin besinler alın (baklagiller, mercimek, darı, nohut, koyu yeşil renkli sebzeler, pekmez, demirle zenginleştirilmiş tahıl ürünleri, kuru kayısı, kuru şeftali, balkabağı, ayçekirdeği, fıstık, ceviz, badem, soya fasülyesi gibi).</p>
<p>4. Demir hapı alanların yoğurt alması faydalıdır. Yoğurtta bulunan laktik asit demirin vücutta depolanmasını kolaylaştırır.</p>
<p>5. Demir emilimini azaltan besinlerden uzak durun: kafeinli içecekler, yumurta, süt ve kepek (kepekli ekmek gibi).</p>
<p>6. Eğer demir eksikliği aneminiz yoksa demir almanıza gerek yoktur; ayrıca demir damar sertiğine neden olabilir, bu nedenle demir eksikliği aneminiz yoksa demir içermeyen vitamin hapları kullanın.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sohbetbaz.net/kansizlikanemi-tedavisinde-beslenme-onerileri-530.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Depresyonda Mısınız?</title>
		<link>http://www.sohbetbaz.net/depresyonda-misiniz-505.html</link>
		<comments>http://www.sohbetbaz.net/depresyonda-misiniz-505.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Feb 2010 23:23:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>birgul</dc:creator>
				<category><![CDATA[SAĞLIK KÖŞESİ]]></category>
		<category><![CDATA[Depresyonda Mısınız?]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sohbetbaz.net/?p=505</guid>
		<description><![CDATA[Kişide çeşitli etkenler sonrasında gelişen çökkünlük halidir. Aşağıdaki dokuz belirtiden en az beşinin (ilk iki belirtiden en az biri bulunmak üzere), en az iki hafta süresince var olması durumuna &#8220;major depresyon&#8221; denir. Belirtileri 1- Hemen her gün ve günün büyük bir kısmında gözlenen çökkün bir duygu-durum hali ( kendini mutsuz,ağlamaklı,kederli hissetme hali). 2- Hemen her [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kişide çeşitli etkenler sonrasında gelişen çökkünlük halidir. Aşağıdaki dokuz belirtiden en az beşinin (ilk iki belirtiden en az biri bulunmak üzere), en az iki hafta süresince var olması durumuna &#8220;major depresyon&#8221; denir.</p>
<p>Belirtileri</p>
<p>1- Hemen her gün ve günün büyük bir kısmında gözlenen çökkün bir duygu-durum hali ( kendini mutsuz,ağlamaklı,kederli hissetme hali).</p>
<p>2- Hemen her gün yaklaşık gün boyu süren tüm ya da çoğu etkinliğe karşı ilgi ve zevk almada azalma (daha önce keyif alınan işler,hobiler ve alışkanlıklardan artık hoşlanmama,mecburen yapma hali,(dünyayı verseler umurumda değil şeklinde bıkkınlık hisleri,bazı kişilerde cinsel isteksizlik ).</p>
<p>3- Diyet uygulanılmamasına karşın önemli derecede kilo kaybı ya da alımı ( bir ay içinde vücut ağırlığının %5 inden fazlasının artması ya da azalması) ya da hemen her gün iştahta artma yada azalmanın olması.</p>
<p>4- Hemen her gün uykusuzluk ya da aşırır uyku hali.</p>
<p>5- Hemen her gün olağan beyinsel ve vücutsal işlevsellik,hareketlilik halinde azalma ya da huzursuzluk (oturmayı veya yatmayı yeğleme ya da sıkıntıdan yerinde duramama)</p>
<p>6- Hemen her gün halsizlik ,yorgunluk hisleri,daha önceki günler kadar enerjik hissetmeme.</p>
<p>7- Hemen her gün kendini değersiz hissetme,küçük görme,kendini beğenmeme,suçlu ya da günahkar hissetme hali.</p>
<p>8- Hemen her gün düşünme ya da konsantrasyon yeteneğinde azalma olması (konuşulanlara,okunan şeylere,izlenilen tv programlarına dikkatini verememe, söylenilenlerin bir kulaktan girip diğerinden çıkması gibi) ya da kararsızlık hali.</p>
<p>9- Tekrarlayan ölüm düşünceleri,intihar planları veya eylemlerinin varlığı.</p>
<p>Depresyonu Anlamak</p>
<p>Çoğu araştırmada % 8-20 oranında major depresyon düzeyinde depresif şikayete rastlanmıştır. Kalıtımsal eğilimin olduğu major depresyon vakalarının 30 lu yaşlarda en yüksek düzeyde olduğu gözlenmiştir.</p>
<p>Major depresyon ayrılmış ve boşanmış kişilerde en çok;bekar ya da evlilerde ise önceki gruba oranla daha az gözlenmiştir. Eşini yeni kaybetmiş kişilerde ise gene yüksek oranda major depresyona rastlanmıştır. Gene bir çalışmanın sonuçlarına göre bekar kadınlarda evlilere göre daha az oranda depresyona rastlanmış ; erkeklerde ise evlilik, depresyon riskini bekarlığa göre azaltmıştır. Bu kişilerin ailelerinde intihar ve alkolizme yüksek oranda rastlanmıştır.</p>
<p>Yapılan bir çalışmada son beş yıl içinde en az altı ay süre ile işsiz kalan kişilerde 3 kat daha fazla major depresyona rastlanmıştır.</p>
<p>Major depresyonun erkekler için hayat boyu görülme olasılığı % 2-12 ; kadınlar için % 5-26 arasında bulunmuştur. Araştırmalara göre her yıl major depresyon hastalarına yüz bin kişide 247-598 kadın; 82-201 erkek yeni vakanın eklendiği saptanmıştır.</p>
<p>Depresyonun oluşumunda etkili olan kişisel özellikler:</p>
<p>-Öfke ve nefretin, çevresindeki kişilerin kaybına yol açacağı düşüncesiyle onlara yönlendirilemeyip, kendisine yönlendirilmesi (bu yapıdaki bir kişilik hayatın ilk 1-2 yıllık döneminde düzenli ve yeterli bir anne-çocuk ilişkisi yaşamamıştır.Kişinin yaşadığı depresyon gerçek ya da farz edilen bir kayıp ile bağlantılıdır).</p>
<p>- Kişinin kendisi,çevresi ve gelecekten beklentileri,idealleri ile kendi gerçek durumu o kadar farklı, gerçekdışı ve orantısızdır ki , bu yüksek standartlara ulaşamamak kişide güçsüzlük ve yalnızlık düşünceleri ile depresyona yol açabilir.</p>
<p>-Kişinin süper egosu ( üst benlik) o kadar kuvvetli ve baskındır ki sürekli kişiyi kısıtlayıp, suçlar, zevk verici ,rahatlatıcı etkinliklerden ala koyup, adeta işkence eder.</p>
<p>-Kişinin çevresindekiler ondan o kadar çok şey beklemektedir ki ,kişinin bu beklentileri karşılaması olanaksızdır. Bu da zayıflık ve çaresizlik düşüncelerinin gelişip, depresyona gidişe yol açabilir.</p>
<p>-Kişinin küçüklüğünden itibaren sevip, saygı ve gurur duyacağı, ondan da destek ve sıcaklık göreceği, benzemek istediği, imrendiği, idealize ettiği düzeyde bir kişi (baba, anne, öğretmen ,akraba vs) yoktur. Bu da kişiliğin gelişimini olumsuz yönde etkiler ve kendine güven kaybı ve depresyona yol açabilir.</p>
<p>-Çocuklukta anne-baba ayrılığı ya da kaybı, stresli koşullar karşısında yeterli desteği bulamayıp, yanlış ya da yetersiz başa çıkma mekanizmaları geliştirmesine, bu da ileri dönemde depresyona zemin hazırlayabilir.</p>
<p>- Sahip olunan kişilik yapıları da depresyon gelişiminde etkilidir. Obsesif-kompulsif ,bağımlı, histrionik ve sınırda (borderline) kişilik bozukluğu gösterenlerde depresyona eğilim daha yüksektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sohbetbaz.net/depresyonda-misiniz-505.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
